düşen yağmur damlalarının, uçup giden martıların, denize kıyısı olmayan şehirlerin ve gerçek olanların hepsini yaşayıp tükettiğime inandığım sevgilerin ardından yazılmıştır.... ya da kısaca : geçen zamanın ardından bakarak yazılmıştır...
01 Nisan 2012
deyiş
Sanki hiç böbreği yokmuş gibi
Bir fotograftaki boynunu büküşüne takılmış
Ha ölür ha ölmez
Ha ölür ha ölmez
Hû
Yağmura düşer gece
Benim ıslaklığım çok evvel
Ve sanki kalbur zaman
Ve bir gece icinde
bilmem kaçıncı defa
Düşüp kalırım kokunda
Sen bilmezsin seni
Adını mıhlarim ellerime
Ölmem senin çarmıhında
Sen bakarsın öylesine yüzüme
Bu mekanın adı çoktur
Senin adın bana düşmez
Gözlerinde gözüm gezmez
Düşüme düşer gözlerin
Seni sana derim sen bilmezsin
Bu şiir de böyle biter
Hû
Ben sanır
Kendini beğenirsin
Gece yağmur
Gece çorba
Gece avını düşürmüş ağına
Öğütür durur
Bu gece beni ağrıtır
Kapkara dallar batar böğrüme
Sen az biraz uzaktasın
Yağmurum düşmez üstüne
Ben gecer giderim sularına basıp
İslanır ayaklarım
Donsa da ellerim
Düşün girer düşüme
Isınırım yokluğunla
Kimse bilmez
Hû
31.Mart.2012 - Kuğulu Park Semaları
26 Mart 2012
yok bu efkar değil onu tanırım
keskin bir bıçak yüzünde yürümek gibidir
sana telefon etmek sanki zulüm
ya sesini duyamazsam korkusu
ilk hecemde tanırsın beni bu nasıl
yok bu efkar değil onu tanırım
apansız durur kapımda hüzün
hangi anımız ortak ki seninle
biri göz kırpsa seni düşünürüm
hava ayaza keser ben camın önündeyim
ne sen gelirsin ne ben beklerim
yok bu efkar değil onu tanırım
uzakta bir yabancıylasın hem de resmen
ve bir resmin bile yok bakayım mum aydınlığında
zaten böyle sarhoş kafaya hangi kafiye uyar
bir zamandır hep uzaklara gider
ardıma bakarım yolum önüme bakarım sen
tablada izmaritler birikir içimde büyük boşluğun
çalar kapımı ağustos böcekleri
aylardan böylesi ekim bu ne iş
sesin düşer kulağıma bir gece vakti
ağlasam ağlayamam içsem içerim
kopup gelir desem gökyüzünden bir efkar
yok bu efkar değil onu tanırım
9 Ekim 1998
bu şehrin adını sen koy
ben sadece senin olayım
çekip gitme sabahlarımdan
yorgun, bezgin, bıkkın uyanmayayım
bu şehrin adını sen koy
mevsimi, günü, saati sen söyle
istersen olmamış yerlerde buluşalım
vaktinden çok önce orada olayım
bu şehrin adını sen koy
çizilmemiş sokaklarında ben dolaşayım
Zaman mechul. Şiir defterindenki sıraya göre 2001 yazın ve Dalyan olmalı. Erbu'ya diye bir de atıf yazmışım.
sonrası
her ne kadar bir elveda olsa da
doğanın normal bir seyri gibi
geçip gittik pencerelerimizden
biraz saçlarımız beyazladı
ve biraz fazla içtik bu aralar
hepsi o
sanki gökyüzü bulutlandı
ve yağmur yağdı
ve kurudu yerler zamanla gibi
sanki gökgürültüsü biraz gecikti
araya fazladan bir şimşek girdi gibi
doğanın normal bir seyri gibi
geçip gittik birbirimizin bahçelerinden
çürümüş yapraklar bıraktık ardımızda
bir daha yeşermeyecek hiç bir baharla
02.Eylül.2000 - Dalyan
ten
suda suretim
ayda gördüm yüzünü
bir tülün arkasında
seyre çıktım falını
mum oynadı bendirde
defin zili kıpradı
püf dedim
söndü üç fitil
gergefte ipek titredi
bir yaprağı düştü gülün
halkalandı damla damla
yaprak yaprak kokan su
bulutları deldi rüzgar
yansıdı suda suretin
tende canım oynadı
hû
30.06.2000
23 Mart 2012
makam-ı sâbâ
yıllar sonra o damlaya "senin adın sâbâ olsun" dedi bir mevlevi
hû
gök ve yüzüm üzre söylenmiştir
Bütün o gök çimle kaplanmıştı ve karıncalar koşturuyordu her yerinde.
"Sırtüstü çevirelim de nefes alsın" dedi biri
Dönmedim sırtüstü, gökyüzünün yüzüne bakmaya yüzüm yoktu.
17 Mart 2012
mey havası
ve gecenin karanlığı içinde
tüm ellerim buz gibi olacak
bir kadehin bir kadehe vurmasında çınlayacak adım
son notanın tınısı eskilerden bir suret çizecek duvara
sonra karanlık olacak
ve yalnız bir yıldız gibi bir aydınlık kalacak havada
sonra tabağın esaretinden kendini kurtaran bir çatal
yere düşüp çın çın bütün tüylerimi titretecek
kaldırım taşlarının arasında sokak lambalarının ışığını yansıtacak birikmiş sular
bir sigara izmariti ateşini teslim edecek dumana
sakin bir rüzgan bütün hırsını açık unutulmuş bir pencereden çıkartacak
pencere paramparça karşı koyacak ona
başımdan aşağı cam kırıkları
ansızın bütün gözlerimi üzecek
sonra
müzik bittikten çok sonra hatırlayacağım beni ağlatan o şarkının sözlerini
ve "kapatıyoruz" diyen meyhaneci
uzanıp kapatacak gözlerimi
17.03.2012 - Ankara
bir gülüşlük
hepsini aldım
ve geleceğe borçlu kaldın
hangi şarkıları seversin bilmeden
hüzünlü ve aşık bir makamda falında baktım
mevsimlerden neredeyse bahar gibiydi
yağmur sadece beni ıslatıyor sandım
senin adında vardı benim adım
bir adımda seni yenerim sandım
bir gülüşlük canın vardı
seni ağlattım
canın yandı
ömrüne borçlu kaldım
17.03.2012 - Ankara
02 Temmuz 2010
ankebut 5
sığınağım.
bütün kaçışlarımda kapına sığındığım
koynunda uyuduğum.
sen,
ağlarında kaybolduğum.
teninde tenimin kokusu kalmış yine
yazmışsın, okudum.
tadın kalmış senin de dudağımda
haberin olsun.
bir de parmaklarımın ucunda belinin kıvrımı
bir de yüzümde saçlarının yalımı
bir de dilimde en güzeli adların
sen,
sığınağım.
vücüdunu saran ağların arasında
deli olduğum.
22 Şubat 2010
söyleyemediklerim
Gece. Birden uyanıyorum. Elim teninde. Pijamanın arasından bir yer bulup ulaşmışım sırtına. Uykunda bağırıyorsun, yine. Arada bir kaç kelime. Ağlıyorsun. Elimi biraz hareket ettirip okşuyorum sırtını, hafifçe sarsıyorum. “Canım” diyorum fısıldayarak, “canım, şşş canım“. Uyandırmayayım istiyorum ama rüyadan da çık istiyorum. Ağlıyorsun. Bir şeyler söylüyorsun. Yavaşça sana doğru dönüyorum, elmi teninden alıp saçlarına götürüyorum, başını okşuyorum, yüzümü yüzüne yaklaştırıyorum fısıldıyorum: “Canım, bebeğim, aşkım.“. Yüzünde acı var. Uyandırayım diyorum ama kıyamıyorum. Biraz daha okşuyorum saçlarını, yüzüne dokunuyorum. Biraz sakinleşiyorsun. Bir şeyler söylüyorsun. Hafifçe bana doğru dönüyorsun. Yüzün daha iyi. Ve çok güzel, yine. Biraz daha okşuyorum saçlarını, yüzünü. Dudakların aralanıyor, öpsem uyanmayacaksın ama öpmüyorum. Yanına uzanıyorum tekrar. Elimi pijamandan içeri kaydırıyorum, biraz daha yukarıya bu sefer. Vücudunu bana doğru çekiyorum, direnmeden geliyorsun. Kokunu çekiyorum içime olanca. Sanki ilk defa senmişsin gibi yeniden aşık oluyorum sana. Sonra aralık dudaklarından bir isim fısıldıyorsun. Benimki değil.
26 Ocak 2010
z
ve ben çalakanat peşinden uçup
sana yetişememiş bir martı.
düşmüşüm denize
tutunabildiğim sadece bir susamlı simit
batmamak için.
ve acıktığımda
bilmiyorum ne olacak halim.
biz ne zaman ayrılsak
bu şehre yağmur yağar
ıslanır duvarlar,
camlar,
kaldırımlar…
dökülür yapraklar bir bir hoyrat yumruklarıyala yağmurun
gizlenir ağladığım
kimse bilmez
biz ne zaman ayrılsak
uzar geceler
sabahın koynuna hep uyanık girerim
yastığım kokmaz
sırtım üşümez
kolum boşlukta uzanır
kimse görmez
biz ne zaman ayrılsak
albüm yapar şebnem ferah
içinden can kırıkları geçer avaz avaz
canım acır
canım duymaz
örtü olur aklımın yaprakları
serilir herkesin üzerine
şebnem çığlık çığlık
beni kimse duymaz
biz ne zaman ayrılsak
yanlış olmaz
ey şehir
üzerinden uçtu avlunun güvercinleri
önünden çağıl çağıl geçti boğaziçi
bir köşeden hüzünlü bir yalnızlık süklüm püklüm dönerken
aceleyle koşan bir korku çarptı ona
bütün yağmur etrafa saçıldı
gözlerinde susamlar havalandı bir martı endişeylyle
duvarın içinden fırlayan bembeyaz bir heykeli yalayıp bulutlara karıştı
“ey şehir” diye bağırdı adam “bana adını söyle
sokaklarında adını unutanların”
04 Ocak 2010
ebced
avcumun içinde
eski bir savaş yarası gibi
evimin soğuğu şimdi
ve ardında
saatleri durduran koskoca bir boşluk
her soluğun buhar olup tekrar dudaklarıma yağdığı bu gün
- doğumgünüme iki gün kala -
bu kara şehrin içimi kaçıncı karartışı bu
aynı yağmurda
aşina bir boğuluş
tekliğimin ebcedini düşerim bugün
dizlerim kanar
ateşsizim, soğuğum, günsüzüm
gözlerimin gördüğü
sanki yüzüme büyük gelen bir parça deri
merhaba yağmur,
hoş geldin geri
hû
z
lan kuğulu
lan kuğulu
şimdi böyle utangaç bakan kuğuların gözüme
gördükleri içindir bin kuğudan güzel bir kadının ellerini ellerimin içinde
çok eski vakitlerde gecenin bir vaktinde
nerdeyse eriyordum gözlerinin içinde
şimdi bu gece
yalnızlığın içinde
anısı kaldı mı diye bakarken her yerine
bir tek kuğular mahçup
bakıyorlar birbirini ıstmaya çalışan ellerime
yıla yeni başlamışken
hiç bitmeyen anıları depreştiren içimde
ikibinonun ikisinde üçünde
lan kuğulu
çok gidersin gücüme
...
adını koydum senin bu sabah
ıslanmış yanaklarına
sessizce fısıldadım
kulakların duymadı
ve aydınlık
hiç bir yalnızlığa
bu kadar kalabalık doğmadı
adını koydum senin bu sabah
saçların dağınık uyandığına
yüzüm dururken tavana baktığına
bana göstermeden ağladığına
nefesin nefesim oldu
sesim sesin
gözlerin ışıkla doldu
inanmadım gözlerimin kamaştığına
adını koydum senin bu sabah
benimle uyandığına
camın dışında guruldaşan kumrular
şahit adını fısıldadığıma
27 Nisan 2009
Yokmuşum
Yarım yamalak çalınan bir nihavent faslında
Sözü bilmez de uydurur gibi sarhoşun biri
Duyuldukça sevilen bir sesmişim aslında
Hû